Demokrat Parti Dönemi (1950-1960)

Demokrat Parti Dönemi (1950-1960) 

Demokratik bir devrimle başlayıp askerî bir ihtilâlle kapanan bu döneme, eğitime bağlanan umutların söndüğü, demokratik eğitimin yaygınlaşması beklenirken yeni yeni kökleşen eğitim felsefesinin terk edilip "bir müdür bir mühür!" ciddiyetsizliğinin başlatıldığı, oy kaygılarıyla plânsız ve hesapsız okulların açıldığı, buna karşılık iyileştirilmesi yoluna gidilmeyerek Köy Enstitüleri'nin kapatıldığı yıllar olarak bakmamak güçtür. Çok partili yaşam, halka ve kitleye dönük köklü, ama tepki çeken atılımlar için adeta bir fren olmuştur. Açılan yeni dönemin gösterişe dönük eğitim politikaları ne yazık ki 1960 sonrasında da sürüp gidecektir. Örneğin, 1951'de ülke genelinde gürültülerle İmam-Hatip okullarının açılışı, Müslüman halkın ihtiyacını karşılama gibi haklı bir gerekçe yerine, "dinsiz bir yönetimden kurtulma" demagojisine oturtulmuştur. Bu kötü başlangıç, ilköğretimin 1960'a değin ilgi odağı olmaktan uzak tutulması, Halkevleri'nin kapatılması Köy Enstitüleri'nin aynı akıbete uğraması, öğretmen kitlesine "solcu ve muhalif gözüyle bakılması, millî eğitim politikasının, kısa vadeli politik kaygılarla özdeşleştirilmesi ile sürmüştür. Bununla birlikte otuz yıldan beri oluşturulan sağlam temel ve eğitim gelenekleri yozlaşmayı önlediği gibi, sağduyulu kimi Bakanlar ve yöneticiler de her şeye rağmen birçok ilkeyi yaşatabilmişlerdir. Demokrat Parti'nin onca suçlamalar yönelttiği CHP iktidarından devraldığı eğitim mirası 17.428 ilkokul, 1.617.000 öğrenci, 406 bağımsız ortaokul, 68.000 öğrenci, 88 lise, 22.000 öğrenci, Köy Enstitüleri'yle birlikte 326 Meslekî ve Teknik okul, 53.000 öğrenci, 34 Üniversite ve yüksek okul, 25.000 öğrenci, 7.200.000'i okur yazar (% 34,6) kabul edilen 20.936.590 genel nüfus, tüm okullara ve bu genel nüfusa kültür, sanat, meslek eğitimi vermekle yükümlü toplam 47.700 kişilik, eğitmenden profesöre kadar bir eğitim ordusuydu. [111] Türkiye, 1923-1950 arasında sayıları dörde katlamış, okur yazar sayısını 1.400.000'den beş kat fazlasıyla 7.200.000'e ulaştırırken, genel nüfusa oranı 1/1100 olan öğretmen sayısını da dört kat arttırarak 1/440'a çıkartmış, ilk kez 40.000 köy sayısını aşan ve büyük çoğunluğu köy eğitimi için yetiştirilmiş bir kadroya sahip olabilmişti. Yeni iktidar, 1940lardan beri işbaşında olan ve Millî Eğitim'i yönlendiren kadroları değiştirmekle işe başladı. Teknik eğitimin öncüsü Rüştü Uzel de, Köy Enstitüleri'nin kurucusu Tonguç’u da uzaklaştırılanlardandı. O sıradaki uluslararası esintiler, Türk-Amerikan yakınlaşmaları, klasik Batı örneği arayışları da sona erdirdi. Tüm bunlara rağmen iyi gelişmeler de oldu. Dönemin en güçlü Maarif Vekili sayılan Tevfik İleri'nin ilk bakanlığında (11.8.1950-6.4.1953), Amerikan patentli eğitim yaklaşımları geldi. Müsteşar Reşad Tardu, yeni dönemin mimarıydı. Türkiye'ye çağırılan Florida Üniversitesi Profesörü Kate Wafford, ile Boston Üniversitesi'nden W. Kvvaraceus ve Dickerman, 1951'de incelemeler yaptılar. Amerika'ya da 25 eğitimci gönderildi. İzleyen yıllarda da 600 dolayında eğitimci ve eğitim yöneticisi inceleme gezileri için gittiler, geldiler. Bu trafik, ülkeye yepyeni kavramlar, projeler taşımıştır: "Program Geliştirme", "Araç Geliştirme", "Beslenme Eğitimi", "Deneme Lisesi", "Fen Lisesi", "Barış Gönüllüleri", "Vakıf Bursları" bunlardandır. 1958'de kurulan Eğitim Millî Komisyonu da yapacağı çalışmalarda bir yanlışlığa düşmemek için(!) Japonya, Amerika, Fransa, İngiltere, Almanya ve İtalya ülkelerini kapsayan bir dünya turuna çıkmak zorunda kaldı.

Geriye Adımlar, Yeni Arayışlar 

1948'de başlatılan ve köy şehir okullarının farklılığını kaldırmayı amaçlayan girişimlerin önemli bir adımı, 1950'de 3 sınıflı köy okullarının 5 sınıflı konuma getirilmesi oldu. [112] 5166 ve 5210 sayılı iki yasa ise, 1942'de çıkartılan 4242 sayılı Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Yasası’nın koyduğu köylüye dönük okul yapımı yükümlülüklerini kaldırdığından ilköğretim hamlesinde gerileme yaşandı. Bu gerileyiş, Köy Enstitüleri'nin İlköğretmen okuluna dönüştürülmesi, Halkevleri'nin kapatılması, okuryazarlığın yaygınlaşmasını da olumsuz etkiledi. 1955'e doğru genel nüfus 24 milyonu bulduğunda, gerçi resmî rakamlar okuma-yazma bilenlerin oranını yüzde 40'a yaklaşmış gösteriyordu ama, 1950'deki okuma-yazma bilmeyen 13 milyonluk nüfusa 1,5 milyon daha eklenmişti. 1960'a gelindiğinde ise 27.800.000'lik genel nüfusun ancak yüzde 39'u olan 11 milyon insanımız okumayazma biliyor gözükürken, bu fırsattan yararlanamayanların sayısı 18 milyona yükselmişti. Oysa, okuma ve yazma bilmenin çok daha önem ve gereklilik kazandığı kentsel ağırlıklı toplum sürecine girilmişti. Bir başka kıyaslama ile Saltanat'ın Cumhuriyet'e bıraktığı 10 milyon dolayındaki "ümmî"ye mukabil, Cumhuriyet'in 40. yılına yaklaşılırken 20 milyon cahilimiz var demekti. Demokrat Parti döneminin, eğitim tarihimizdeki bir sorumluluğu bu sayıda somutlaşmaktadır. Öte yandan, sanki bir önceki dönemde milliyetçilik, halkçılık gözardı edilmiş gibi ya da CHP'nin bu iki ilkeye sol ideoloji pencerelerinden baktığı savıyla, ümmetçi-Türkçü ilkeler ortaya atılarak akılcı ve çözüm getiren politikalar yerine, duygusal ve kaderci yollar aranması da 1950-60 arası on yılının gündeminden eksilmemiştir. İlköğretim ve okul öncesi eğitim düzeylerinde önemli bir çalışma, 1953'teki V. Millî Eğitim Şûrası kararlarına bağlı olarak 1948 Programı'nın bütünüyle ele alınmasıdır. Bu amaçla 1953-54 yıllarında Bolu'da ve İstanbul'da deneme ilkokulları açılmıştır. Ovide Decroly, Fanny Dann ve Effie Bathurst'in etkilerini yansıtan, köy okulları için ilgi odaklarını içeren, dönüşümlü köy okulu programının hazırlanması ve uygulanması Bolu'da gerçekleştirildi. Bu çalışmalarda, 1952'de Türkiye'deki köy okullarını inceleyen K.V. Wofford'un raporundan da esintiler vardır. [113] Öğrencilerin serbest bir atmosferde çalışmaları, sosyal faaliyetlere yer verilmesi, konu seçiminde ve aktarımında öğretmene esneklik ve inisiyatif tanınması bu yeni sistemin özüydü. Ama deneme okulları, devamlı ve sistematik bir değerlendirme yaklaşımıyla birer program geliştirme laboratuvarı içeriği kazanamadı. İlköğretimde gündeme gelen ikinci bir yenilik 4. ve 5. sınıflarda, Coğrafya, Tarih ve Yurttaşlık Bilgisi derslerinin "toplum ve ülke incelemeleri", Tabiat Bilgisi, Tarım, Aile Bilgisi derslerinin de "Fen ve Tabiat Bilgileri" adı altında birleştirilmesidir. Yedi yıl süren ve "denemeliği" daha ziyade kâğıt üzerinde kalan bu çalışmalara paralel "temel kaabiliyet testleri" de 1957-61 arasında uygulanmıştır. Fakat asıl değerli sonuç, 1954-1955 Öğretim yılından itibaren esnek çerçeveler içinde yürütülen ve deneysel mahiyette olan faaliyetlerin, 1961'de yenilenecek olan İlkokul Programına önemli bazı yenilikleri katmış olmasıdır. Yönetim, İlköğretim çağındaki nüfusun tamamına yetecek okul ve öğretmeni sağlayamamanın yarattığı sorunu çözebilmek için, - Köy Okulları ve Köy Enstitüleri Teşkilatı'na alternatif de bulunamadığından - Silahlı Kuvvetler'in imkânlarına başvurmuş, 15 Nisan 1959'da, Kara, Hava, Deniz ve Jandarma Komutanlıkları'na bağlı 2 ay süreli "Okuma Yazma Taburları" kurulduğu gibi, 1952'de kapatılan Halkevleri'nin yerine de kitle eğitimi amacına dönük olarak Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde Halk Eğitim Bürosu kurulmuş, bu büro aracılığı ile kasabalarda Halk Eğitimi Merkezleri, köylerde de Halk Okuma Odaları açılmaya başlanmıştır. Bu örgüt, 1960'ta Halk Eğitimi Genel Müdürlüğü adı altonda yenilenecek ve Türkiye'deki yaygın eğitim faaliyetlerinin beceri kurslarına ağırlık veren evresi başlayacaktır. 1930lu yıllarda önce kent okullarında, sonra da köy ilkokullarında kaldırılan din derslerinin Şubat 1949'da CHP Hükümetince "program dışı ve ebeveyn isteğine bağlı" olarak ilkokulların 4. ve 5. sınıflarına konması ardından, DP yönetimi iktidara gelişinden altı ay sonra Kasım 1950'de Din Dersleri'ni program içine almış ama çocuğun bu dersi izlemesi kararını yine ebeveyne bırakmıştır. [114] (Okullara zorunlu Ahlak dersinin konulusu 1974-75 CHP-MSP Koalisyon Hükümeti, Din Dersi ile Ahlak Dersi'nin birleştirilip ilkokuldan liseye kadar zorunlu ders durumuna getirilmesi 1982-83 öğretim yılında Askerî Yönetim zamanındadır). 1956-1957 Öğretim yılında da ortaokul ve dengi okulların 1. ve 2. sınıflarına Seçmeli Din Dersleri konulmuştur. (Lise ve Dengi okullara Seçmeli Din Dersleri konulması 1967-1968'dedir). 1930'larda herhangi bir yasal önleme başvurulmaksızın, öğrenci yazılımlarının giderek düşmesi sonucu kendiliğinden kapanan İmam-Hatip Okulları, aynı biçimde yasal bir düzenlemeye gerek duyulmadan, 1951 ve sonraki yıllarda açılmaya başlamış, ilkin İstanbul, İzmir, Konya başta olmak üzere 7 il merkezinde açılan bu kurumlar için, İlim Yayma Cemiyetleri aracılığı ile geniş yardım ve katilim kampanyaları gerçekleştirilmiştir. İki devreli (ortaokul-lise) meslek okulu konumundaki bu kurumların birinci devreleri 4, ikinci devreleri 3 yıldı. 1959'da, gerek bu okullara meslek dersi, gerekse ortaokullara Din Dersleri öğretmeni yetiştirmek için İstanbul'da ilk Yüksek İslâm Enstitüsü açıldı. 4 yıllık olan bu kurumların diğerleri, Konya, Kayseri, İzmir ve Erzurum gibi bölgesel merkezlerde, yüksek din eğitimi ve öğretimi için elverişli kentlerde kuruldu. Buradan mezun olanlar, Diyanet İşleri Bakanlığı'nın müftülük ve vaizlik hizmetlerine de atanmaktaydılar. Bu gelişmenin, DP aleyhine değerlendirilmesi mümkün değildir. Ama, durum, bir olumsuz gelişme ile aynı zamana rastladığından haklı tepkilere ve eleştirilere konu olmuştur. Hemen hatırlanacağı üzere olumsuz gelişme, Köy Enstitüleri'nin kapatılmasıdır. 1953'te, programı son bir, kez daha değiştirilen ve kuruluş amaçlarından bütün bütün uzaklaştırılan bu kurumlar, 27 Ocak 1954 tarihli 6234 sayılı yasa ile birer ilköğretmen okuluna dönüştürülmüştür. Öğretim süresi 6 yıl ve ilkokula dayalı olan bu yeni ilköğretmen okullarına, her yıl imtihanla ve yüzde 75'i köy ilkokulu mezunlarından" öğrenci alınması hükme bağlanmıştır. [115] Bunun acısı ve kötü sonuçları 1960'a değin örtbas edilmiş, ancak 27 Mayıs'tan sonra, doğan açığı süratle kapatabilmek için 11 Ekim 1960'ta 97 sayılı yasa ile Üniversite ve yüksek okul mezunları, başka kurumlardan mezun olanlar, yedeksubaylığa alınmayarak yedeksubay öğretmen sıfatıyla Millî Eğitim Bakanlığı'nın emrine verildiği gibi, 5 Ocak 1961 tarihli ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile de ortaokul ve dengi okul mezunlarından 18 yaşını tamamlamış olanlara kurs görmek şartıyla muvakkat öğretmenlik, lise ve daha yüksek okul mezunlarından istekli olanlara da meslek derslerinden ve bunların uygulamalarından imtihana girmek kaydıyla öğretmenlik yolu açılmıştır. Nihayet 18 Temmuz 1963'te de 291 sayılı kanunla askerliklerine karar alınmış ilköğretmen okulu mezunlarının temel askerlik eğitiminden sonra Millî Eğitim kadrolarına verilmesi sağlanmıştır. Ancak bu önlemlerledir ki, 1960'ta yüzde 39'a gerileyen okuryazarlık oranı 1965'te yüzde 48 düzeyine çıkartılmış, okullardaki büyük öğretmen açığı da iyi kötü onarılmıştır. Dernekler aracılığı ile ve ilk zamanlar gayriresmî tarzda, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na da tamamen aykırı biçimde ortaya çıkan Kur'an Kursları ise hafızlık tâliminin ve konsantrasyonun daha verimli olabilmesi için, küçük yaştaki ve zorunlu ilköğretim çağındaki çocukları kaçak olarak almayı amaçlamış, böylece devlet ilkokullarında okuma hakkını yitirenler "medrese"de okuduklarına inandırılarak avutulmuşlar; Arapça okur fakat yazamaz, Türkçe ne okur ne yazar ilginç bir zümre ortaya çıkmıştır. Bunlardan çoğu, kadrolu imam ve müezzin olabilmek için dışarıdan ilkokul bitirme sınavlarına girmek zorunda kalmışlardır. Bu zümre ile, İmam Hatip mezunları arasında da daha o yıllarda karşılıklı suçlamalarla bir rekabet doğmuştur. Orta Öğretimde önceki dönemin "nitelik" kaygısı bir tarafa itilip ''nicelik" kaygısı öne çıkmış gözükmektedir. Örneğin, 1949'daki IV. Şûra'da Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu'nun "Lisenin hedefi nedir? Lise, ortaokul gibi, yüzde 70'i hayata atılacak yüzde 30'u yüksek tahsile devam edecek talebe yetiştiren bir müessese midir? Lise bu değildir. Lise hiç değilse nazarî olarak mezunlarının tamamı yüksek tahsile gidebilecek bir müessesedir" açıklaması bir tarafa bırakılıp en küçük yerleşim merkezlerinde bile plansız, binasız, kadrosu yetersiz, donatımsız liseler açılarak umudunu üniversiteye bağlayan milyonluk işsiz gençler ordusunun kapısı aralanmıştır. [116]

Dönemin birkaç iyi uygulaması özel programlı lise yeniliğinde görülüyor. 1953-1954 Öğretim yılma rastlayan ve orta dereceli okullarda program geliştirme kapsamında yer alan bu uygulamaların en başarılı örneği İstanbul Atatürk Kız Lisesi'nde gerçekleştirildi. II. Dünya Savaşı sonrasında hızla artan nüfusa ve eğitimde demokratizasyon kavramına bağlı olan yenilik, Türkiye'de 1953'te gündeme geldi. Hazırlanan Deneme Okulu Program Taslağı adı geçen lisede 1955-56 öğretim yılında uygulamaya kondu. Bunu, Ankara Bahçelievler Lisesi izledi. Ford Vakfınca desteklenen çalışmalarla 6 Erkek Koleji de deneme okulları listesine alındı. Bu okulların tek ya da çok amaçlı olabilmesi esnekliği öngörüldü. Ama ilke olarak okul programlarının amaçlarını, öğretim metodlarını, öğretilen konulan, öğrenme zevkini, öğrenciyi çalışmaya yönlendirmeyi, öğretmeni işbaşında yetiştirmeyi denemek gözetildi. İstanbul Atatürk Kız Lisesi'nde uygulanan programın ders dağıtım cetvelinde orta kısım için, haftada toplam 27 saat ana dersler ile 8 saat özel dersler olmak üzere 35 saat çalışma vardı. Türkçe, Sosyal Bilgiler, Fen Bilgisi, Matematik (A ve B kurları), Beden Eğitimi, Din Dersi, Rehberlik, Serbest Çalışma; ana dersler kapsamındaydı, 8 saat özel dersi öğrenci her yıl kendisi seçerdi. Bunlar; Almanca, Fransızca, İngilizce, Resimiş, Biçki-dikiş, Müzik, Yemek Pişirme, Ev İdaresi, Çocuk Bakımı, İlk Yardım ve Daktilo idi. Lise sınıflarında ise öğrenci; Türk Dili ve Edebiyatı, Sosyal İncelemeler, Coğrafya, Tarih, Psikoloji ve Sosyoloji, Cebir, Geometri, Genel Fizik, Genel Kimya, Biyoloji, Yabancı Dil (A-B-C kurları), Millî Savunma, Rehberlik "ana dersler" zümresini, Türk Folkloru, Arkeoloji, Eski Edebiyat Metinlerini İnceleme, Sanat Tarihi, Yabancı Dilde Edebiyat, Ekonomik Coğrafya, Felsefe, Mantık, Jeoloji, Astronomi, Daktilografi, Fizyoloji, Laboratuvar Saati, Teknik Resim, Ruh Sağlığı vb. "özel dersler"den, 2 veya 3'ünü seçerdi. Ölçme ve değerlendirmede, Otis Beta genel kabiliyet testi, Temel Kabiliyet testi, program testleri uygulandı. Fakat tüm bu girişimler, yaygınlaştıramadığı gibi, deneme okulları da bir süre sonra Fen Lisesi veya Anadolu Lisesi programlarına yönelmişlerdir. [117] 1951-1954 arasında genel liselerde öğretim süresi 4 yıla çıkartılmış, buna karşılık olgunluk sınavları kaldırılmıştır. 1954-55 öğretim yılında yeniden 3 yıla dönüldüğünde ise olgunluk sınavı konmamıştır. Lise Müfredatı, 1957'de yeni baştan düzenlenmiş, derslerde ve konularda önemli bir değişikliğe gidilmemekle birlikte, eğitimde ileri ülkelerin programları örnek alınmaya çalışılmıştır. Bunlardan birçoğu (örneğin Türk Dili ve Edebiyatı) aradan 35 yıl geçmesine rağmen hâlâ yürürlüktedir. 1956'da çıkartılan 6660 sayılı "Güzel Sanatlarda Fevkalâde İstidat Gösteren Çocukların Devlet Tarafından Yetiştirilmesi Kanunu" bu alandaki ihtiyaca cevap vermiştir. Öte yandan, Orta Öğretimdeki fırsat eşitliği dengesinin, 1955'te, ülkenin Batı bölgeleri lehine giderek daha çok bozulduğu, bunda da politik yaklaşımlardan daha ziyade ailelerin sosyo-ekonomik yapısının, bölgesel kalkınma imkânlarının rol oynadığı görülmektedir. Liselerin, küçük ve seçkin bir azınlığın okulu olmaktan çıkıp ortaokullarla beraber kitle öğretimine yönelmesi, Öğrenci kompozisyonlarının değişmesi ve her tipten ailelerden gelen öğrencilere açılması, bunun sonucunda da lise ve ortaokullarda zihin, yetenek, motivasyon, değer yargıları ve davranış bakımından daha zengin bir çeşitliliğin ortaya çıkması 1955'ten sonradır. Bundan dolayıdır ki 1960'lardan başlayarak "seçkin azınlık" olmak özlemini koruyan ailelerin öncülüğünde hızlı bir akım; Özel Okullar, Anadolu Liseleri heveslerini kamçılayacaktır. Yine, 1950lere gelinceye kadar liseler yüksek öğretime öğrenci hazırlama amacında iken ve 1960'a kadar da her lise mezununun bir yüksek öğretim programı seçebilmesi imkânı varken, 1950-60 arasındaki kaliteyi gözardı eden okullaşma çabaları, üniversite ve yüksek okulların kapasitelerini birkaç misli aşan lise mezunlarının birikimine neden oldu. [118] 1940-50 arasında meslekî ve teknik orta öğretime önem verilmesine karşılık 1950 sonrasında, klasik ortaokulların hızla artışı; teknik okulların aleyhine oldu. Bu, yalnız okul sayılarında değil, okul programlarında da kendini göstermiştir. 1956-1957 öğretim yılından itibaren meslek ortaokulları bir bakıma, iş programları ağır basan birer ortaokul kimliği kazandı. 1950’li yılların sonlarında, öğretim sistemlerinin ve kurumlarının, halkın eğilimlerine göre yönlendirilmesi süreci başlatılınca, üniversite ve yüksek okulların da bölgelere yaygınlaştırılması kaçınılmazdı. 1955-57 arasında 4 yeni Üniversite ve birçok Yüksek okul açıldığı bilinmektedir. Ege Üniversitesi (1955), Karadeniz Teknik Üniversitesi (1955), Ortadoğu Teknik Üniversitesi (1956), Erzurum Atatürk Üniversitesi (1957), 1959'da ise İstanbul, İzmir, Ankara ve Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademileri, Bursa, Buca Eğitim Enstitüleri, öğretime açıldı. Ancak, DP İktidarı, 1946'da özerklik elde eden İstanbul ve Ankara üniversitelerinin tutumlarından duyduğu rahatsızlık sonucu yeni üniversitelere özerklik vermedi. Hatta, 1954'te Millî Eğitim Bakanını, ilgili Üniversite Senatosundan görüş almak şartıyla öğretim üyelerini görevden alma yetkisiyle donattı. Bundan dolayı da 1950-60 dönemi Üniversite çevrelerinin en ziyade rahatsızlık duyduğu yıllar olmuştur.

5-14 Şubat 1953 tarihleri arasında toplanan V. Millî Eğitim Şûrası'nın gündeminde "Okul Öncesi Eğitim ve Öğretim", "İlkokullarda Sağlık konusunda alınması gereken önlemler", "Özel eğitime muhtaç çocukların eğitimi", "İlköğretim ve Eğitim Yasası tasarısı ve İlköğretimin planlanması", "İlkokul Programı", "Yeni ilkokul yönetmeliği", "İlkokullara Öğretmen yetiştirme ve yeni ilköğretmen okulu programı" vardı. On gün boyunca komisyonlarda ve genel kurulda tartışılan bu gündemden, ancak sekiz yıl sonra gerçekleşen hayırlı bir sonuç çıkmıştır ki, o da 6 Ocak 1961'de Millî Birlik Komitesi'nce yasalaştırılan 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’dur. [119] 18-23 Mart 1957'deki VI. Şûra'da, Meslekî ve Teknik Öğretimle Halk Eğitimi tartışılmış, Enstitülerin 3 yıla çıkartılması, ortaokul (birinci devre) kısımlarında, genel ortaokullardakine denk kültür verilmesi vb. eğitimimizin ikinci ve üçüncü sıradaki sorunları konuşulmuş; Halk Eğitimi alanında ise "gönüllü eleman yetiştirilmesi", "Görme Ve işitme yolu ile eğitim", "Köycü Kardeş Kolları", "Ordunun ve öteki Bakanlıkların yardımı" gibi, çoğunun gerçekleştirilemeyeceğini, gündeme getirenlerin de bildiği hususlar irdelenmiştir. Tablolar A) İlköğretim: Yıllar Okul Öğretmen Öğrenci Öğrenci/Genel Nüfus 1950-1951 17.428 35.871 1.616.626 12 1955-1956 18.724 43.721 1.996.202 12 1960-1961 24.398 62.526 2.866.501 9,6 B) Ortaokullar:

1950-1951 440 4.528 68.765 0,3,2 1955-1956 573 7.305 133.000 0,5,5 1960-1961 716 13.269 318.138 1,3 Not: (A) ve (B) sayıları kıyaslandığında, dönemin sonlarına doğru öncelikle ilköğretimde artması beklenen oranın düştüğü; ortaokul düzeyinde ise arttığı görülmektedir. Başbakanlık istatistik Umum Müdürlüğü'nün 1961 Bültenindeki verilere göre, 1957-58 öğretim yılı itibariyle ilköğretim, çağındaki 3.318.000 nüfustan 1.038.779'u okulsuzluk ve öğretmensizlik yüzünden okuma hakkından yoksun kalmıştır. Bunların 917.524'ü köylerdedir. Aynı sırada kent ve kasabalardaki toplam 1.988 ilkokulda 17.917 öğretmen, 823.947 öğrenciye eğitim verirken (45 öğrenciye 1 öğretmen, 414 öğrenciye 1 okul), 18.785 köy okulunda, 30.909 öğretmen, 1.455.254 öğrenci bulunmaktadır (47 öğrenciye 1 öğretmen, 77 öğrenciye 1 okul). Eğitim tarihimize "Bir müdür, bir mühür" deyimi, bu sıralardaki rastgele ortaokul açılışlarıyla yerleşmiştir. Uydurma, basit bir bina, deneyimsiz bir yönetici ve eline de bir mühür yeterli görülmüş, dışarıdan toplama öğretmenlerle, laboratuvarsız, kitaplıksız, araçsız ve gereçsiz garip bir "ortaokul tipi" yaratılmıştır. On yılda, ilköğretimdeki okul, öğretmen ve öğrenci artışlarının yüzde 70lerde kalmasına karşılık, Ortaokul düzeyinde sayıların, okullarda iki katı, öğretmen kadrosunda yüzde 120, öğrenci mevcudunda da yüzde 400 artması buna bağlıdır. Ama düşen kalite ve giderek ciddiyet kazanan verimsizlik, 1990'ların eğitimini bile etkileyecek boyutlarda sürüp gitmiştir. [120] C) Liseler: Yıllar Okul Öğretmen Öğrenci yüzde 1950-1951 88 1.954 22.169 0,1 1955-1956 95 1.673 30.995 0,1,3

1960-1961 194 4.2.97 5.632 0,2,7 D) Öğretmen Okulları; Meslekî ve Teknik okullar: 1950-1951 326 4.430 53.289 0,2,5 1955-1956 415 4.693 106.153 0,4,4 1960:1961 530 4.697 128.330 0,4,5 E) Yüksek Öğretim: Kurum Sayısı Toplam Öğrenci oranı 1950-1951 34 25.000 0,1,1 1955-1956 40 37.000 0,1,5 1960-1961 55 65.000 0,2,3 Not: Üniversite ve yüksek okullar, 1950-1955 döneminde genel liselerden mezun olanlarla, Meslek ve Teknik öğretim görüp lise fark imtihanı verenlerin tamamını alabilecek bir kapasiteye sahipken, 1955'den sonra durum değişmeye başlamış; 1960'ta Yüksek öğretimin kapasitesi 65 binde iken liselerdeki öğrenci mevcudu 75 bini aşmıştır. Meslek ve Teknik öğretim görenlerin en az yüzde 20'sinin (22 bin dolayında) de yüksek öğrenimi amaçladığı ve ayrıca Yüksek öğretimin, 3 yıllık ortaöğretime göre daha uzun süreli olması (3-4-5 ve 6 yıl) hesaba alındığında dar boğaza nasıl girildiği daha net görülecektir. F) Millî Eğitime Genel Bütçeden ayrılan ödenek: Yıllar Genel Bütçe Millî Eğitim Oran (yüzde) 1950 1.487.209.000 176.000.000 11,8 1955 2.940.727.000 372.358.000 12,6 1960 7.281.695.000 943.200.000 12,9

1961 8.678.703.000 1.298.394.000 14.9 [121]


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rıza Akpolat

Abdullah Gül

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti